Köşe Yazarımız Harun YÜCEL Yazdı: İLBER ORTAYLI
Nasıl ki bazı insanların varlığı zehirli bir yılan gibiyse bazı insanların varlığı da panzehir gibidir
Tarihin toplumun milletin ve devletin manevi meydanları asla boş bırakılmamalı bu manevi değer meydanları sahiplerinin lehine ve değerine sahip çıkanlarla doldurulmalıdır.
Zehirli yılanların zihniyeti, öldürmekten ziyade hedefindeki insanları Mankurtlaştırarak kendi zihniyetini enjekte edip kendi hegemonyalarını kurup sürdürmektir. Bu hedef, bir iki günlük bir plan değil nesilden nesile zehirlerini zerk ederek uzunca bir devri kapsayan sinsi bir plandır, projedir. Böylesi bir planın karşısında askerden veya ordudan ziyade, parlak ve çevik bir beyin durmalıdır; çünkü bu durum biraz da savaş öncesinde iki tarafında en güçlü erlerinin birebir dövüşmesine benzer.
İşte İlber ORTAYLI da zehirli yılanların bu sinsi planına karşı en önde durup savaşan Türk milletinin, Türk devletinin böylesine güçlü bir panzehiriydi. Parlak ve çevik bir “millî beynimiz”di.
Yukarıda bahsettiğim manevi meydanlarımızın en gözü pek ve en donanımlı düşünce eriydi.
İlber hoca, koca ve derin bir bilgi küpü ve bu küpe sığmayan bir denizdi. Geride bıraktığı kitaplarıyla elbette yine manevi meydanlarımızın eri olarak kalacaktır fakat benim nazarımda hayattayken, canlı kanlı ve yer yer yumruğunu masaya vururcasına yaptığı açıklamaları kadar güçlü tesiri artık sağlayamayacaktır ne yazık ki. Çünkü zehirli yılanların sinsi planlarına karşı sessiz çığlık atan kitapları, onun direkt dudakları arasından çıkan sesli çığlıkları kadar tesirli ve güçlü olamayacaktır. İşte İlber hocanın ölümünde en çok üzülmememiz gereken nokta tam da burasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye Cumhuriyeti, İlber hocanın ölümüyle tarih mahkemesindeki en güçlü avukatını kaybetmiştir. Sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs meselesi, Atatürk’ün önemi, Cumhuriyetin korunması, Türklüğün savunulması, Türk sosyetesinin prensipleri ve benzeri konularda zehirli yılanların saldırgan ve yok sayan tezlerini, onun ortaya koyduğu somut antitezleriyke çürütülmüş ve bu değerler varlığını korumuştur. Tarih mahkemesinin duruşmaları, dünya siyaseti döndükçe devam edecektir. Elbette İlbet Hoca’nın yerine geçip onun üstlendiği ve sahiplendiği görevi yerine getirebilecek Türk evlatları yetişecektir.
İlber Hoca’nın yerinin dolması ise üniversite amfilerinden ve sessiz kitaplarının varlığıdan ziyade aktif ve dövüşen bir tarihçiliği benimseyen yani televizyonlarda konferanslarda milletin gözü önünde zehirli yılanlarla açık açık savaşan ve dobra dobra savaşabilecek tarihçilerimizle mümkün olacaktır. Çünkü biz Türk milleti, sessiz çığlık olan kitaplardan ziyade karşımızda kanlı canlı konuşan tarihçileri duyan bir milletiz. Kitap açıp cevap aramayız da İlber hoca gibi cevapları bize öğretenleri duyarız.
Manevi meydanlarımızı boş bırakmayıp meydana çıkıp zehrini saçmaya çalışıp zihinleri bulandıran yılanlara derhal cevap veren, o yılanların kafasını ezen tarihçilere muhtacız. Kısaca, bağıran, yumruğunu masaya vuran yaşayan kitaplara muhtacız. İlber Hoca da bir kitapdan öte kütüphane diyebileceğimiz bir kafaydı. Tam da Atatürk’ün tarif ettiği bir entelektüeldi.
İlber Ortaylı yaşayan bir kitaptı bizim için. Onun ölümü sonrası meydanı boş bulan sinsi ve zehirli yılanlar derhal onun savunduğu fikirlere yani milli değerlerimize ve kimliğimize dil uzatıp zehirlerini saçmaya başladılar bile.
İlber Ortaylı tarihimizi yazıp milli değerlerimizi savundu ve artık tarihimizi yapanların yanına intikal etti. Artık kitapları raflarda, bedeni mezardadır, onun duruşuna ve mücadelesine can, kan, öfke ve nefes olacak aktif tarihçilerimizin meydanı boş bırakmamasına ve tarih mahkemesinde bizim avukatımız olacak tarihçilerimize ihtiyacımız vardır. Ağzından zehirli salyalarını akıtan güruha anında dersini veren ve mankurtlaşmamıza fırsat vermeyen ilbervâri tarihçilere ihtiyacımız vardır.
İlber Hoca, sahip olduğu ilim ve irfanıyla bizim “kuvayi ilmiye”mizdi. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun inşallah.