Yazı Detayı
13 Ekim 2021 - Çarşamba 18:30 Bu yazı 661 kez okundu
 
ORA
HARUN YÜCEL
Pozantili.harun@hotmail.com
 
 

İnsana iyi gelen hatırı sayılır bir özelliği yoktu oranın. Orda a'dan z'ye her şey geneldi. Zaten a'dan z'ye değil; en fazla c'ye kadar sayılabilecek herhangi bir şeyler vardı. Hava gibi toprak gibi ev gibi...

 

Yolları, sokakları ve insanları oranın ismiyle müsemmaydı. Zaten bu isimden başkası sahte kalırdı ora için.
Çünkü her şeyde, her işte korkunç bir viranelik vardı.

Ora, yüzyıllar önce Mecnun'un Leyla'sını aradığı çöllerin üzerine kurulmuştu sanki.

 

Ora, insana yaşama sevinci veren dünya nimetlerini ekranlarda görme cezasına çarptırılmıştı bence. Sadece görmek, yaşayamayınca ızdıraptı çünkü. Ağaçların, ırmakların, dağların, denizlerin, göllerin yani yeryüzü cennetlerinin kısaca doğanın nasıl bir nimet olduğunu, "mahrumiyet işkencesi"yle idrak ettirmek için vardı ora. Ne de olsa cennetin kıymetini ilk önce cehenneme gidene sormak gerekirdi. Bu durum başka yerlerden gelenler için müthiş bir eğitimdi aslında. Çünkü bu sıkı eğitimden geçenler, yeşilin ve mavinin özgür köleleri oluyordu orayı terk ederken.

 

Sayfayı çevirince de oralı'ların bu konuda oralı olmadığını görüyordum. Çünkü "Böyle gelmiş böyle gider." diye hareket ediyorlardı. Yıllardır böyle bir eğitim içinde olmalarına rağmen oralı biri çok acı ironik özeleştiriyi yapıyordu: "Budur bizde ağaç dikmek haramdır kardeşim!"

 

Ora, yaşamak için değil; ölmek içindi. Silaha duyulan saygı, ekmeğe duyulmuyordu. Belinde silah olmayana da adam gözüyle bakılmıyordu. İnsan canının en ucuza gittiği yerdi ora. Çok olanın değeri az olduğu içindi galiba.

 

Orda hiç fil yoktu ama kıyasıya fil savaşları vardı. Ortada bir pasta dilimi varsa bunu yemek için siyasetin ve bürokrasinin en tepe noktasına varana kadar telefon trafiği başlıyordu hemen. Bu menfaat savaşı gurur meselesiydi. 

 

Erkeklerin toplumdaki rütbesi, aşiretinin büyüklüğü ve sahip olduğu erkek evlatlarının sayısıyla eş değerdi. Hemen hemen her ailenin evi haricinde bir de babaların takıldığı ihtişamlı masa ve deri kaplamalı koltuklardan oluşan bir bürosu vardı. Görünürde büro hayranlığı gibi yorumlansa da zihinlerin perde arkasında hüküm süren koltuk ve makam tutkusuydu bu. Broadway eşeğin, Passat ise saygınlığın temsilcisiydi.

 

Dört başı mamur, tarihe ve medeniyete yol haritası çizmiş Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa üçgeninin göbeğinde bulunuyordu ora. Ama ne acıdır ki gölgede kalanın gölgesi olmazmış düstûru orada vücut bulmuştu işte.

 

Bir ucu Londra'da diğer ucu Pekin'de olan kıtaların tarihini ve kaderini birbirine düğümleyen İpekyolu, orayı sadece bir makas gibi kesip ikiye ayırıyordu. İpekyolu'nun üstü Varoşşehir, altı Yenişehir'di. Avrupalılaştırdıklarımızdan olanlar Yenişehir'de, Avrupalılaştıramadıklarımızdan olanlar ise Varoşşehir'de ikamet etmeyi yeğliyordu. Ama bütün şehrin esas sahipleri yani doğma, büyüme ve ölme kaidelerine sadık kalanlar Varoşşehir sakinleriydi. Yenişehir sakinlerinin büyük bir kesimi memur ve memurelerden mürekkep şafak sayan asker gibi günlerini doldurup kurtulma derdindeydi.

 

Oranın en büyük kamburu “aşiretçilik" sevdasıydı. Çekirdek aile dediğimiz yaşam tarzı orada bir hükümsüzkük ve sahipsizlik örneğiydi. Belki de bu yüzden çooook uzak da olsa akrabalık bağları birbirine düğümlenmeye muhtaçtı. Çünkü bağsız ve düğümsüz kalanlar garibanlığın ve sahipsizliğin, oranın deyimiyle fakirliğin en dibini yaşardı. Küçük aşiretler büyük aşiretlere belli bir ücret karşılığında transfer olarak toplumdaki itibarını artırırdı. Bunun tersi de olurdu bazen. Yani etliye sütlüye, belaya, musibete bulaşmayalar “belalı” aşiretinden kurtulmak için ayrılık ilanı ve haberi yaptırırdı. Çünkü her kafa kırma olayında aşiret mahkemesi kuruluyor ve karşı tarafa kan parası ödeniyordu. Bu para da imece usulüyle bütün aşiret mensuplarından kelle başı ne kadar düşüyorsa tahsil ediliyordu. İşte bu boş yükümlülükten kurtulmak isteyen masum aileler, x aşiretinden ayrıldığını ve hiçbir sorumluluğunun kalmadığını duyurarak çekirdek aile bağımsızlığını ilan ediyordu. Nihayetinde akıllı uslu birinin, kavgacı biri yüzünden her olayda büyük meblağlar ödemesi can sıkıcı bir şeydi. 

 

“Bizim oğlan daha adam olmadı” dedi biri. Nasıl yani işsiz olduğu için mi öyle diyorsun dedim. “Hayır budur daha kimsenin kafasını kırmamıştır lo” diyince dünyada en çok kana bulanan toprakların neden Mezopotamya olduğunu daha iyi idrak ettim şaşkınlık içinde. 

 

Yolda, sokakta, çarşıda veya pazarda yeni tanışanlar birbirine adından önce aşiretini soruyordu. Bu az önce bahsettiğim toplumsal itibarın en çarpıcı örneğiydi. Çünkü aşiret büyüklüğü, yaş büyüklüğünden de önce geliyordu, adın öneminden de. 

 

Oraya “cinayetlerin başkenti” desek hiç de abartmış olmayız çünkü keleş mermisiyle ölenlerin sayısı, eceliyle ölenlerin sayısından çok daha fazlaydı. Keleş olmayan ev yok gibi bir şeydi. Bunun en büyük şahiti cinayetler kadar düğünlerdi. Kan davası hız kesmeden devam ediyor ecelsiz ölümlere ve öleceklere olay sıcağı sıcağınayken karar veriliyordu. Kan davası özellikle bayram arefelerinde görülüyordu. Neden mi? Bayramı yas’a çevirmek, acıya acı, yasa yas katmak için. Ağıtları, feryatları daha da katmerlendirmek için takvimde bayramlar işaretleniyordu. 

 

İşin garip tarafı orada hemen hemen herkes aşiretçiliğe ve cinayetlere karşıydı ta ki kendi aşiretiyle ilgili bir mevzu olana kadar.

 
Etiketler: ORA,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İSYANDIR 19 MAYIS!
Eski Iramazanlar
VEBA DEĞİL HAREM GECELERİ
ÇANAKKALE İMÂNI (şiir)
ANDIMIZ
KADIN
RIFAT BÖREKÇİ
VASİYET
MEZAR TAŞI (Öykü)
ZOR DÖNEMİN ZOR ROMANI
UYGUR'LAR TÜRKLÜĞÜN İMTİHANIDIR!
ONLARA GÖRE "TÜRKLER"!
KARABAĞ VE TÜRKLÜK
ÖLDÜKÇE DİRİLEN ADAM
-Nerelisin? -Atatürklüyüm!
ATATÜRK, POZANTI ve BÜYÜK İSKENDER
LOZAN HEZİMETTİR!
BABAMIN ANILARINDA KIBRIS BARIŞ HAREKATI
SOBA DEMİRİ (Öykü)
BİZİM HİKÂYE: POZANTI MEDYA
MADIMAK'IN PENCERESİNDEN TÜRKİYE'YE BAKMAK
İNCE MEMED POZANTI DAĞLARINA ÇIKTI MI?
TESBİHNÂME (ŞİİR)
APARTMAN MAHKÛMLARI
YİTİK SEVGİLİYE VİSÂL
MÜFTÜ ALİ HAYRİ ÇELİK
LALE DEVRİ ŞAİRİ: NEDİM
POZANTILI BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZ
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI
ATA’YA MEKTUP…
BAŞKAN ÇAY'A DİN KİTABI
ADAM HEM “GAZETECİ” HEM "MÜFETTİŞ”
CUM’HÜRRİYET
POZANTI: İSTANBUL’UN ÖZKARDEŞİ
POZANTI EVLADI: MAHMUT HOP
KADROLUMEN, ÜCRETMEN, ÖĞRETMEN VE ÖĞRETMENCİKLER!
KABAK ÇİÇEKLERİ SAMAN ALEVLERİ
KOMŞU ZİYARETİYMİŞ!
YANDI YÜREKLER YANDI…
MİLLÎ MÜCADELEDE POZANTI VE POZANTI KONGRESİ
HANGİ MİLLİYETÇİLİK?
POZANTI KONGRESİ
POZANTI ŞEHİTLİĞİ
BÜLENT KARACAN GERÇEĞİ
“GÖZÜM YOLDA GÖNLÜM DARDA”
YÖREMİZDEKİ “URASA”LAR
DİKKAT DİKKAT!!!
POZANTI MESLEK YÜKSEK OKULU
CENAP ŞAHABETTİN’İN ŞİİR POETİKASI
YEREL SEÇİM KOMEDYASI
ÖZE DÖNÜŞ
HER TÜRK POLİS DOĞAR!
POZANTI’YA BİR SİNEMA ŞART
İSTİKLÂL MARŞI’NDA ANLAM KARGAŞASI
MÂZİYE MEKTUP (ŞİİR)
YASTIK ALTI ŞİİRLERİ
TÜRKÇÜLÜK ve ÖMER SEYFETTİN
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Fenerbahçe
29
36
2
2
9
13
2
Galatasaray
27
23
2
3
8
13
3
Adana Demirspor
24
24
1
6
6
13
4
Başakşehir FK
24
19
3
3
7
13
5
Konyaspor
24
16
2
6
6
14
6
Kayserispor
23
20
5
2
7
14
7
Trabzonspor
23
19
2
5
6
13
8
Beşiktaş
22
26
3
4
6
13
9
Alanyaspor
17
19
5
5
4
14
10
Gaziantep FK
16
19
5
4
4
13
11
Antalyaspor
16
19
6
1
5
12
12
Giresunspor
15
13
6
3
4
13
13
Kasımpaşa
15
11
6
3
4
13
14
Hatayspor
14
12
7
2
4
13
15
Fatih Karagümrük
13
24
6
4
3
13
16
MKE Ankaragücü
13
16
6
4
3
13
17
Sivasspor
11
13
7
5
2
14
18
İstanbulspor
8
12
9
2
2
13
19
Ümraniyespor
7
15
8
4
1
13
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı